Bilgisayarda DC Comics Encyclopedia (2004) karşıma çıkınca biraz göz atayım dedim ve bu post ortaya çıkmış oldu. DC ve Marvel evrenlerinde şaşırtıcı derecede az Türk veya Türkiye bağlantılı karakter, süper kahraman var. Öne çıkanları aldım. En sonda da mini değerlendirme.
1. En meşhuru: Janissary (Yeniçeri)
İlk Görünüm: JLA Annual #4 (Yaz 2000)
Durum: Kahraman Gerçek Adı: Selma Tolon Meslek: Kızılay doktoru; büyücü Doğum Yeri: Bursa, Türkiye Boy: 1,68 m Kilo: 59 kg Gözler: Ela Saç: Siyah
Özel güçleri/yetenekleri: İnsanüstü güç; uçuş; Kanuni Sultan Süleyman’ın mistik yatağanını ve büyücü Merlin’in Eternity Book (Sonsuzluk Kitabı) adlı büyü kitabını kullanır.
SoundCloud hesabım duruyormuş. sekiz dokuz yıl diyor ama daha eskidir. hesabımdan çok SoundCloud'un durmasına şaşırdım. Tidal Cycles ve Sonic Pi denemeleri sanırım. dahası da var.
afrikada kaybolmuş bir amerikan uçağının bulunması olayı vardı. hatta dönemin başkanı da konuşmuştu hakkında
Bahsettiğiniz olay büyük olasılıkla "remote viewing" (uzaktan algılama/görme) programlarıyla ilişkilendirilen ve eski ABD Başkanı Jimmy Carter'ın yıllar sonra anlattığı vakadır. [historynew...etwork.org], [wearethemighty.com]
pantolon bankası filminde sadri alışık'ın oynadığı karakter elini cebine her attığında para çıkıyor. bu tema nereden geliyor
Kısa cevap: Sadri Alışık’ın “Pantolon Bankası” filmindeki “cebe elini atınca para çıkması” motifi özgün bir Türk sineması fantezisi gibi görünse de kökeni çok daha eski bir anlatı geleneğine dayanıyor: “bitmeyen para / tükenmeyen nesne” teması. Bu tema hem halk masallarında hem de erken dönem dünya sinemasında farklı biçimlerde görülüyor.
Aşağıda net ve direkt bir özet veriyorum — gereksiz uzatmadan:
olabilirdi olmadı değil mevzu. duyguyla izleyici arasındaki estetik mesafe
Bence burada çok önemli bir ayrım yapıyorsun.
Wong Kar-wai'nin meselesi sadece melankoli ya da kaçırılmış fırsatlar değil. Hatta birçok yönetmenin yaptığı gibi izleyiciyi karakterle özdeşleştirmeye de çalışmaz. Tam tersine, duygunun etrafında estetik bir filtre kurar.
Karakterin acısını doğrudan yaşamayız. Acının biçimini izleriz.
Mesela In the Mood for Love'da iki insanın yalnızlığı bize psikolojik realizmle verilmez. Bunun yerine:
koridorların ritmi,
tekrar eden müzik,
ağır çekim yürüyüşler,
kadrajın sıkıştırıcılığı,
kostümlerin dokusu
duygunun kendisinin yerine geçer.
Bu yüzden Wong Kar-wai'nin sineması bazen Brechtçi yabancılaştırmaya yaklaşır ama soğuk değildir. Seyirci duyguya gömülmez; onun etrafında dolaşır.
Sanırım Wong Kar-wai'nin özgünlüğü şurada: Antonioni ve Hou'dan aldığı o estetik mesafeyi, pop kültüründen gelen aşırı duyusal bir yüzeyle birleştiriyor. Neonlar, şarkılar, sigara dumanı, dar mekânlar, tekrarlar...
Bu yüzden onun filmleri hem çok duygusal hem de aynı anda şaşırtıcı derecede mesafelidir. Seyirci "karakter gibi hissetmez"; daha çok, duygunun stilize edilmiş yankısını hisseder.
her an kopmasını bekledikleri kıyamete hazırlanan Esseniler, bugünkü Kumran'da, çölün ortasında, kendilerini âdeta apokaliptik bir karantinaya kapattıkları yerleşim yerlerini saf, steril tutmak amacıyla tuvaletlerini yüzlerce metre uzağa yaparlardı. yanlarında taşıdıkları minik kürekleriyle çukarlar kazar, işlerini görür, kedi gibi üstünü örter, geri dönerlerdi. dünya pisti. dönüşte mikve adını verdikleri taştan havuzlara girer, yozlaşmış, artık vadesi dolmuş, Tanrı'nın son hükmünü bekleyen dünyanın pisliğini dışarıda, o havuzlarda bırakırlardı. boklu götleriyle arınmak için o havuzlara her girdiklerinde bağırsak kurdu yumurtaları da onlarla birlikte giriyordu. sıçtıkları toprağı da parazitlerle doldurmuşlardı. hepsinin karnında kurtçuklar cirit atıyordu, bazen bunlar akciğerlere kadar ulaşıyordu.
evde tavuklu pilav kuru fasulye turşu biraz da wonton var. dışarıdan yemek söyliyim mi
Direkt söyleyeyim: bu kombin dışarıdan yemek söylemeyi gerektirmiyor.
Tavuklu pilav + kuru fasulye + turşu zaten tam bir “full menü”. Üstüne bir de wonton var; ister ayrı bir atıştırmalık gibi yersin, ister pilavın yanına koyarsın, gayet tamamlanıyor.
Dışarıdan sipariş vermek için tek gerekçe canın çok spesifik bir şey çekiyorsa olur. Yoksa mevcut tablo fazlasıyla yeterli.
ama zaten biliyorum bunu. sorma nedenimi tahmin et
Tamam, direkt tahmin edeyim — çünkü bu soru yemeğin yeterli olup olmamasıyla ilgili değil.
kesif, ağır bir koku, nem gibi. burada ne işim var yine late to the party. rutubet gibi çöken, bulaşan, karnında kımıl kımıl kımıldayan. "bahçesinin kapısını bir aralayabilsem." kalkmak bilmeyen misafir gibi, bir türlü kalkamadığın misafirlik gibi. eve gidip çoraplarımı bir çıkarabilsem. herkes payına düşeni alıp akşamüstü günün eften püften zaferlerini kutlamaya oturduğunda, bu pazar yerinde küçük bir çocuk gibi kaybolmasın diye tutup kolundan elinden götürebilsem yıldızlara.